Hükümet olarak Pakistan’ın bir geni satın alarak, tüm ulusal ıslah kuruluşlarına – tohumcularına ücretsiz olarak kullanmalarına açması, Brezilya hükümetinin bir Biyoteknoloji firmasına transgenik çeşit sipariş etmesi sizlere ne ifade eder? Değişen iklim koşulları karşısında kurağa – sıcağa dayanıklılık genleri başka organizmalarda aramak ıslahçıların sarılacakları tek dal olmuşa benzer. Her ne kadar sansasyon peşindekilerin karşı çıktıkları transgenik çeşitler, artık dünyada çiftçinin gelirini artırken, daha az ilaç ve gübre gibi girdi kaynaklarının daha az tüketimine olanak sağlamaktadır.
Türkiye’nin transgenik çeşitlerin acil olarak devreye girmesini gerektiren pek fazla konu başlığı olmayabilir. Pamuk tarımında Çukurova uygulamaları yanında, Ege’de ikinci ürün mısır tarımına olanak verecek transgenik çeşitler dışında, dünyada geliştirilen ve Türkiye’ye önerilecek herhangi bir transgenik çeşit yok. Fakat bu durum, bugün için geçerli. Yarının tarlaları geliştirilen transgenik ürünlerle ilaç endüstrisine veya yeşil yakıt olarak enerji sektörüne hizmet veriyor olacaklar. Nitekim ABD , 2006 yılında mısırı hammadde olarakk kullanan 114 kuruluşuna ek olarak 80 daha yeni biyobenzin rafinesinin inşaatına başlanmıştır. Gerekli hammadde talebini karşılamak için, bir firma biyoteknolojiden yararlanarak, tümü fermente olabilen 135 hibrit mısır çeşidi geliştirmiştir. Diğer bir firma ise biyotekolojik olarak geliştirdiği mısırda etonole dönüşümü kolaylaştıran çok etkili bir enzim üretmeyi başarmıştır. Bu çalışmalara dayalı olarak, ABD’de transgenik mısır ekim alanları 2006’dan 2007’ye % 50’den %73’e çıkmıştır.
Peki, Türkiye tarımsal biyoteknolojinin seyircisi mi kalacak? Aslında klasik ıslahın henüz başarılı olmadığı, ekonomik getirisi milyarlar Ytl’i bulan birçok konunun bir an önce biyoteknoloji ile çözümlenmesi için acil “Tarımsal Biyoteknoloji Gündemi”ne gereksinmemiz var. Kurak koşullarda daha fazla verim sağlayabilen buğday çeşitlerinin Mısır’da transgenik olarak (hem de geni arpadan alarak) geliştirildiği bilinmektedir. Avustralya’da ise yine kurağa dayanıklı transgenik buğday tescil denemeleri devam etmektedir. Türkiye için süne–kımıla dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesinin çiftcimize ekonomik katkısını düşünebiliyor musunuz? Tarım Bakanlığı bu konuda ilk adım olan “Biyogüvenlik Yasasının” AB mevzuatları çerçevesinde ele alınacağı duyurusunu yaparken, AB’de beş ülkede üç yıldır transgenik mısır tarımının yapıldığını umarız göz önünde bulundurur. Keşke söz konusu taslak olumlu – olumsuz görüşlere yeniden son biçimiyle açılsa da, ülkemiz için en iyi yasanın çıkması sağlanabilse! Bu, yarının çeşit geliştirmelerinin en etkin yöntemi görünen tarımsal biyoteknolojinin, yasal düzenlemeleri, planlama, eleman yetiştirme, yatırım ve araştırma stratejilerinin en titiz bir şekilde geliştirilmesi açısından çok önemlidir.
Tarımsal biyoteknolojilerin dünyadaki uygulamalarına bakıldığında çok farklı uygulamalara raslanmaktadır. Yukarıdaki Pakistan ve Brezilya örneklerinde olduğu gibi gen satınalma, çeşit ısmarlamanın yanında, ileri teknoloji araştırma kuruluşları ile eleman yetiştirmaden başlayarak, bilimsel işbirliğine varan ikili anlaşmalar oldukça rağbet gören stratejik seçeneklerdendirler. Ne varki bu tip anlaşmalar, İran ve Mısır’da olduğu gibi, genelde konusunda uzmanlaşmış kadrosu ile otonom kuruluşlarla, yani “TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ” benzeri birimlerle gerçekleştirilebilirler.
Türkiye’nin tarımsal biyoteknoloji geleceği yalnız Tarım Bakanlığımıza bırakılmayacak kadar büyüktür. Kuruluş aşamasındaki “Türkiye Bitki Teknolojileri Platformu’nun” bu konuda olumlu katkılarının olacağı beklenebilir. Unutmamamız gerekir ki, Türk üreticisinin dış rakipleri ile yarışabilmesi için, onların kullandığı ileri teknolojileri kullanması açısından kaçınılmazdır.
Prof. Dr. Nazimi AçıkgözEge Uni. Tarla Bitkileri Bölümü –
Tohum Teknolojisi A&U Merkezi
11 Ekim 2008 Cumartesi
9 Eylül 2008 Salı
YEŞİL YAKITLAR, AB, BİYOTEKNOLOJİ VE TÜRK TARIMI
Gerek kolza ve benzeri yağ bitkilerinden yararlanılarak elde edilen biyodizel ve gerekse mısır, şeker kamışından elde edilen biyobenzin bir çok ülkede taşımacılıkta kullanılmaya başlanmıştır. Bazı ülkeler, bunların kullanımını önümüzdeki yıllarda belirli oranlara çıkarmak üzere yasal düzenlemelere gitmişlerdir. Örneğin AB'de yeşil yakıtların kara nakil araçlarında kullanılan yakıtın 2010 yılında %5,75’ini oluşturması hedeflenirken, ABD 2006 yılında 19 milyar litre (5 milyar galon) olan etanol kullanımının on yıl içinde yani 2017 yılında 132 milyar litreye (35 milyar galona) çıkartmayı hedeflemektedir. Bu kararlarda, azalan dünya petrol rezerv sorunundan öteye, yeşil yakıtların CO2 emisyonuna olumlu katkıları nedeniyle temiz çevre özlemi vardır.Bu bağlamda Türkiye’de de, gerek biyodizel ve gerekse biyobenzin konusunda bazı hamlelere rastlanmaktadır. 2007 yılı itibarı ile biyodizel üretim tesisi için onlarca firmaya yetki verilirken, etanol (biyobenzin kaynağı) konusunda henüz tek bir şirket devrededir. Halbuki dünyada üretilen 38 milyar litrelik yeşil yakıtın %90’ı etanol bazlıdır. Etanole yönelik araştırmalardan da yararlanarak ABD’de 2006 yılında 114’ü kurulu, (80’i de inşa halinde) rafinesinin hammadde sorununa çözüm getirilmiştir. Söz konusu araştırmalardan birkaç örnek verecek olursak: Pioner tohumculuk firması tümü fermente olabilen 135 hibrit mısır çeşidi geliştirmiş; etanol üretimi için yeni arpa çeşitleri ıslah edilmiş, bazı tohumculuk firmaları biyotekolojik olarak geliştirdiği mısırda etonole dönüşümü kolaylaştıran çok etkili bir enzim üretmeyi başarmış, etanol eldesi amacıyla dekardan 12 ton biyokütleye ulaşılan transgenik mısır çeşitleri geliştirilmiş ve GDO kavakta selulozun etanole dönüşümü daha ekonomik hale getirilmiştir.
AB ise bu konuda geç kalmışlığını adeta 7. çerçeve programında bu konulara ağırlık vermekle kapatmaya çalışmaktadır. Fransa’nın 2006 yılındaki 5 bin hektarlık transgenik mısır alanını 2007 yılında 50 bin hektara çıkarmaya karar vermesi, birçok yeni transgenik çeşitlerin tescili, bu çabaların yalnız birer örneğidir. Türkiye’de ise henüz etanol eldesine uygun mısır çeşidi olmadığından Bursa merkezli etanol üretim tesisi yetkililerinin ifadesine göre bir ton mısırdan 250 ile 380 litre arasında etanol alınabilmektedir. Burada insan “keşke araştırmalarımızı zamanında ve gereksinim duyulan alanlara yönlendirebilseydik” şeklinde düşünebilir. Diğer taraftan Türkiye’de mısır üretimi stabil olmaktan uzaktır. 2000’li yıllarda iki milyon tonluk mısır ithalatının (tabiî ki transgenik – klasik ürün hasadının ayrı ayrı yapılmadığı ABD ve Arjantin’den) yılları, üretimin dört milyon tona çıktığı, neredeyse hiç ithalatın yapılmadığı yıllar takip etmiştir. 2006 yılı üretimi ise şimdiden 250 bin ton ithalat kararının alınmasına neden olmuştur. Bu durumda Türk mısırı ile etanol senaryoları yazmak ne derece yerinde olur? Mısır üretimi ülkemizde artırılamaz mı?
· Türkiye’de mısırın ana ürün tarımı ekim nöbeti çerçevesinde Marmara, Ege, Akdeniz ve G. Doğu Anadolu bölgelerinde sürdürülür. Bu standart üretim, ikinci ürün ekimi ile artırılabilir. Çukurova başta olmak üzere birçok yörede, mısırın ikinci ürün tarımı sorun yaşamaktadır. Özellikle havadan ilaçlamaya getirilen kısıtlar ve sap-koçan kurdunun iki generasyonundan olumsuz etkilenmesi nedeniyle Türkiye minumum 100 bin hektarlık ikinci ürün tarımından yeterli yararlanamamaktadır. Tahmini 600 bin tonluk bu kaybın ana nedeni on yıldan beri söz konusu zararlılara dayanıklı transgenik mısır çeşitlerinin Türkiye’de tarımına fırsat verilmemesidir. Orijini Türkiye olmayan bu ürünün yabanileri de bulunmadığına göre “gen kaçma sorunu” da yoktur. Acaba ithalatla tükettiğimiz transgenik mısırı unutup, tüketicimizi GDO'lu ürünlerden mi korumağa çaba gösteriyoruz, yoksa İspanya, Fransa gibi 22 ülke çiftçisinin yararlandığı %30’luk düşük maliyet ve sair avantajı Türk çiftçisine sunmayı mı beceremiyoruz?
· Yukarıda değinilen etanol – biyoteknoloji araştırma sonuçlarından ABD yararlanmaya devam ededursun, konunun alfabesi ile ilgili bir soruyu yanıtlamaya çalışalım: “Türkiye’de etanol hedefli kaç ıslah projesi yürütülmektedir?
Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz
EÜ Tohum Teknolojisi A&U Merkezi-
Tarla Bitkileri Bölümü
AB ise bu konuda geç kalmışlığını adeta 7. çerçeve programında bu konulara ağırlık vermekle kapatmaya çalışmaktadır. Fransa’nın 2006 yılındaki 5 bin hektarlık transgenik mısır alanını 2007 yılında 50 bin hektara çıkarmaya karar vermesi, birçok yeni transgenik çeşitlerin tescili, bu çabaların yalnız birer örneğidir. Türkiye’de ise henüz etanol eldesine uygun mısır çeşidi olmadığından Bursa merkezli etanol üretim tesisi yetkililerinin ifadesine göre bir ton mısırdan 250 ile 380 litre arasında etanol alınabilmektedir. Burada insan “keşke araştırmalarımızı zamanında ve gereksinim duyulan alanlara yönlendirebilseydik” şeklinde düşünebilir. Diğer taraftan Türkiye’de mısır üretimi stabil olmaktan uzaktır. 2000’li yıllarda iki milyon tonluk mısır ithalatının (tabiî ki transgenik – klasik ürün hasadının ayrı ayrı yapılmadığı ABD ve Arjantin’den) yılları, üretimin dört milyon tona çıktığı, neredeyse hiç ithalatın yapılmadığı yıllar takip etmiştir. 2006 yılı üretimi ise şimdiden 250 bin ton ithalat kararının alınmasına neden olmuştur. Bu durumda Türk mısırı ile etanol senaryoları yazmak ne derece yerinde olur? Mısır üretimi ülkemizde artırılamaz mı?
· Türkiye’de mısırın ana ürün tarımı ekim nöbeti çerçevesinde Marmara, Ege, Akdeniz ve G. Doğu Anadolu bölgelerinde sürdürülür. Bu standart üretim, ikinci ürün ekimi ile artırılabilir. Çukurova başta olmak üzere birçok yörede, mısırın ikinci ürün tarımı sorun yaşamaktadır. Özellikle havadan ilaçlamaya getirilen kısıtlar ve sap-koçan kurdunun iki generasyonundan olumsuz etkilenmesi nedeniyle Türkiye minumum 100 bin hektarlık ikinci ürün tarımından yeterli yararlanamamaktadır. Tahmini 600 bin tonluk bu kaybın ana nedeni on yıldan beri söz konusu zararlılara dayanıklı transgenik mısır çeşitlerinin Türkiye’de tarımına fırsat verilmemesidir. Orijini Türkiye olmayan bu ürünün yabanileri de bulunmadığına göre “gen kaçma sorunu” da yoktur. Acaba ithalatla tükettiğimiz transgenik mısırı unutup, tüketicimizi GDO'lu ürünlerden mi korumağa çaba gösteriyoruz, yoksa İspanya, Fransa gibi 22 ülke çiftçisinin yararlandığı %30’luk düşük maliyet ve sair avantajı Türk çiftçisine sunmayı mı beceremiyoruz?
· Yukarıda değinilen etanol – biyoteknoloji araştırma sonuçlarından ABD yararlanmaya devam ededursun, konunun alfabesi ile ilgili bir soruyu yanıtlamaya çalışalım: “Türkiye’de etanol hedefli kaç ıslah projesi yürütülmektedir?
Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz
EÜ Tohum Teknolojisi A&U Merkezi-
Tarla Bitkileri Bölümü
24 Ağustos 2008 Pazar
BİYOTEK ÇEŞİTLER DÜNYA ÇİFTÇİSİNE ON YILDA TOPLAM NET 27 MİLYAR US$ KAZANDIRDI
Tarlaya inişinin on birinci yılında transgenik yani biyotek çeşitlerin ekim alanı 102 milyon hektara ulaşırken, son on yılın verilerinin sosyo-ekonomik ve çevresel etkileri ile birlikte ekonomik analizi gerçekleştirildi. Onbir yıl içinde sıfırdan 22 ülkede 10,3 milyona varan üreticinin bu teknolojiden yararlanmak istemesinin ana nedeni sistemin karlılığıdır. Çiftçinin eline geçen net karın yanında, tarımsal ilaç tüketimindeki düşüşler, hatta anıza ekim, kullanılan ilaç nedeniyle düşen tarımsal enerjideki azalma ve bundan kaynaklanan hava kirlenmesindeki değişimlere uzanan analizler gerçekleştirilmiştir.Genelde biyotek çeşitlerin verim, gelir farkı, ilaç masrafı ve net kar bakımından klasik çeşitlerin tarımına göre fark gösterir. Ülkelere göre değişmekle beraber %40’lara varan verim ve gelir artışı, %100’leri aşan kar, %70’leri aşan ilaç tasarrufu sağlandığı bu sistemde karın dağılımı ilgi çekici olabilir. Karın üretici, tohumcu (çeşit – teknoloji sahibi), tüccar, sanayici ve tüketici gibi paydaşlara yönelik olacağı beklenmelidir. Her bitki, her ülke ve her yıl değişen payların kimlere nasıl yansıdığının, on yıllık bir veri setinde analizi ile bu konulardaki karar vericilerce bilinmesinde yarar vardır.2005 yılında dünyada ekilen mısırın %14, soyanın %60, pamuğun %28 ve kolzanın da %17’si biyotek çeşitlerle üretilmiştir. Doğal olarak her ülkede biyotek çeşitlere yönelme ülkenin hakim ürününe göre değişmektedir. Bu nedenle kar dağılımında da bir paralellik beklenemez. Konu olan kar 2005 yılında ABD’de %59 pamuk üreticisine, %26 tohumculuk firmalarına ve %9’u da tüketiciye yansırken, bu Hindistan’da %67 üreticiye ve %33 de tohumcu firmaya yönelik olmuştur. 2005 yılında dört ana biyotek bitki mısır, pamuk, soya ve kolzanın toplam gelirlerinin %4’ü olan 5,6 US$ çiftçinin karı olarak hesaplanmıştır. 1996-2005 arası on yılda çiftçiye kalan toplam 27 milyar US$’ın bitki ve ülke dağılımı Çizelge 2’de izlendiğinde bazı çarpıcı sonuçlar çıkmaktadır:Ø Söz konusu karın yarısı ABD çiftcilerine yöneliktir;Ø Çiftçiye en fazla kar bırakan biyotek soya olup bu bitki en çok ABD ve Arjantin çiftçisine kar bırakmaktadır;Ø Biyotek pamuk (zararlılara dayanıklı) en çok Çin çiftcisine kar bırakmaktadır;Ø Kolza ise en çok Kanada çiftçisine yarar sağlamıştır.Sonuçta biyotek çeşit kullanan çiftçinin cebine net 27 milyar US$ girerken, tarımsal ilaç kullanımı etkili madde olarak % 15, yani 224000 ton azalmıştır. Biyotek çeşit tarımının hava kirliliğine de olumlu katkısı ortaya konmuş ve 2005 yılı için 4 milyon aracın trafikten çıkması karşılığı gaz emisyonu azalmıştır.Peki bu avantajlardan Türk çiftçisi yararlanmış mıdır? Hayır. Nedeni ise toplum olarak tarımsal biyoteknolojiyi diğer ülkelerin yaptığı gibi “case by case” yani “her olayı ayrı ayrı” değerlendirerek Türk çiftçisine rekabet şansı kazandıramayışımız. Halbuki o GDO’ya karşı AB’nin biyotek çeşit üreten üye sayısı altıya ulaştı bile.
Nazimi Açıkgöz
Nazimi Açıkgöz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
